Vakti Zamanı

Ben

İyi bir şeyler yapmaya çalışan biri

Sen

Bana izin vermeyen

Nesin?

Kader mi?

Şans mı?

Beceriksizlik mi?

Zaman mı?

Daha zamanı gelmemiştir en umutlu cevap.

Vakti zamanı gelince olur her şey.

Nedir bu vakti zamanı gelme meselesi?

Bilen varsa bir açıklama bırakıversin.

Her şeyin bir vakti zamanı varsa ne diye uğraşıp duruyoruz? Kümeste bekleyen tavuklar gibi bekleyelim, olamaz mı?

Reklamlar

Kaybetmek Özgürlük

Kazananların değil kaybedenlerin dünyası bu.

Kaybedenler hissediyor çünkü kazananlar değil.

Hissedenler ise ölüyor erkenden. Çok yaşamıyorlar. İyiler de öyle.

Belki iyiler hep kaybedenler olduğundan.

Biri kendi çekiyor fişi.

Kimi verem kimi kanser kimi deli.

Sıradışı yörüngelerinde savrula savrula boşlukla arasındaki sürtünmeden eriyor, azalıyor, yok oluyorlar.

Çevresindeki kalabalık gibi olmayanlar.

Başarılı olmayanlar yani.

Hayatının bir döneminde çat diye kaybediverenler.

Belki de kaybetmiş olmak insanı insan yapıyordur. Kim bilir?

Tabi kaybedenler bunun farkında değil.

Kaybetmeyenler de öyle.

Gerçi farketseler yine hor görürler düşenleri. Yine dışlarlar. Ayıplarlar.

Kaybettiysen sen de bir şekilde. Bir zamanlar. Bir yerlerde. Üzüleceksin. Dövüneceksin. Kahrolacaksın. Doğru.

İmreneceksin başka hayatlara. Keşkelerde boğulacaksın.

Ama bazen de nefes al ve kaybetmiş olmanın özgürlüğünü hisset.

Biraz zor bunu duyumsamak.

Ama var öyle bir şey.

Kaybettiysek kaybettik kardeşim. Düştüysek düştük.

Haykır böyle duvarlara.

Sonra yine kaydedebilirsin.

Hiç kaybetmemiş olanlar da kaybedebilir.

Çat diye.

Küt diye düşebilir. Var mı garantisi?

Hem de öyle pis düşer ki bir daha kalkamaz.

Bir zamanlar kazanıyor olduğunu dahi hatırlamaz.

Sürekli Düşüş

Nasıl motive oluyorsunuz insanlar?

Ben olamıyorum.

Ne güzel yavaşlayabiliyorsunuz hızla yuvarlanırken çukura.

Herkes yuvarlanıyor da bazıları daha sert kayaların olduğu yerden aşağıya.

Şöyle yer çekimi olmadan asılı kalabilsek

Hep değil belki biraz

O yetecek kafayı toparlamaya.

Ölmekten başka son yok.

Sondan başka yol…

Geri dönmek imkansız da

Dönsek yeni keşkeler olmayacak değil.

İyi Bir Şey Üretmek

Ne yaparsan yap; yapacağın işi önce iyi bilmek gerek.

İşi bilmeden, hem de iyice bilmeden, o işe girişmemek…

İşi bilmek için ise çalışmak gerek;

araştırmak, okumak, öğrenmek.

Sıkı ve bilinçli çalışan;

sürekli ve oyalanmadan öğrenen;

telaşa kapılmadan kendini yapacağı iş odaklı geliştiren biri iyi şeyler ortaya çıkarır.

Yani üretir.

Evet, aslolan üretmek.

İyi üretmek.

Çünkü iyi ürün mutlaka karşılık bulur.

Üreten kazanır.

Ve mutlu olur.

Hem kazanmaktan hem de başarmaktan dolayı…

Bu yüzden, iyi gördüğün şeyleri sen de yapmak isteyorsan önce çalış.

Ben de bunun gibi yapayım da kazanayım demek taklitçilik.

Sadece şeklini uydurmaya çalışmak…

O da yalnızca vakit kaybı.

Bu şekilde ancak kendini kandırabilir insan.

O da kısacık bir süre.

Şimdi iyi bir şeyler üretmek istiyorsan, dur.

Sakin ol.

Önce öğren.

Sonra yaparsın.

Kedi

Küçücük, pembe, yumuşak, tüylü bir top. Yavru kedi onun peşinde koşuyor. Aman Tanrım ne koşturmaca, ne stratejiler, ne mücadele!

Eldiven giymiş gibi yumuk patileriyle tokatlıyor topu. Geriye çekilip üzerine atlıyor.

Bazen yakalayıp top ağzında usulca yürüyor. Sanki çok büyük bir iş başarmış gibi gururla.

Sonra birden bırakıyor topu ya da top kendiliğinden düşüveriyor. Mücadele yeniden başlıyor.

Ve insan geri çekilip kendi hayatına uzaktan bakıyor.

O yavru kediden pek de farkı olmadığını anlıyor.

Elpis

Adam doğmuş. Sonra Kadın. Evlenmişler. Kadına bilinmedik uzaklardan bir düğün hediyesi gelmiş. Bu, asla açmaması gereken bir kutu imiş. Adam ve Kadın meraklarına dayanamayıp kutuyu açmış. Açar açmaz içindekiler tüm evrene yayılmış. Her biri ayrı bir kötülük olup Adam ve Kadın’ın çocuklarının üstüne yağmış.

Neden sonra fark etmişler kutunun içinde bir şey olduğunu. Bir kalanın varlığını.

Kalan, zamanla cisimleşip vücut bulmuş. Genç bir kadın olmuş. En çok çiçekleri sevmiş. Özellikle de zambakları. Onları bir boynuzun içine özenle dizer elinden düşürmezmiş. Adam ile Kadın onunla özenle ilgilenmiş, bir dediğini iki etmemiş. Ne de olsa evrene yayılan kötülüklere karşı tek umut o imiş.
(Yunan Mitolojisinden Bozma)

Pandora. Illustration by Arthur Rackham (1867-1939)

Epimetheus, Pandora, and Elpis, by Arthur Rackham

Edmund Dulac. EVERY CLOUD HAS ITS SILVER LINING

Edmund Dulac. EVERY CLOUD HAS ITS SILVER LINING

 

 

Çabuk

Çabuk geldi ikinci yazı.

Okuyan olmadıkça yazası gelir insanın.

Uyumam gerek.

Okumam gereken şeyleri okumayıp burada vakit kaybettiğim için şimdi okumam da gerek.

Ama okursam uyuyamam.

Uyumazsam rezalet.

Şu an kalkıp uyumam gerek.

Dur iki cümle daha yazayım…

Uzun zaman oldu iyi bir film izlemeyeli.

Hayatı film gibi yaşayınca film izlemek istemiyor belki insan.

Bir de bir şeyler yemek istiyorum.

Her zaman olduğu gibi.

Hayır şişman değilim.

Belki ince bir hastalığım var, ondan şişmanlamıyorum.

Spor da yapmayı ihmal ettim epeydir.

Tembelleşiyor insan sırayla demek.

Her şey sırayla değil mi?

Olan biten her şeyi biz sırayla yaşıyoruz.

Hepsi bu.

Bir sonraki adımı yaratmıyoruz.

Sadece ona şahit oluyoruz.

Aslında her şey oldu bitti.

Biz olacak diye bekliyoruz.

Evet evet.

Ondan bu hiç bir şeyi değiştiremeyişimiz.

Olacak oluyor ve olmayacağı oldurmak mümkün değil.

Boşa uğraşmayayım.

Yatayım.